![]()
![]()
| TUKAY ve Tatarlık | ![]() | ![]() |
| Yazar Doç. Dr. Mustafa ÖNER** | |
1. XX. asır boyunca Tatar adıyla en çok yan yana gelmiş bir isim olan Abdullah TUKAY hakkındaki bu toplantı vesilesiyle, üzerinde epey münakaşa edilmiş Tatarlık konusuna tekrar dikkat çekip meşhur şairin bu konudaki şiir ve makalelerinden faydalanarak görüşlerini değerlendirmek istiyoruz. 1.1 'Otuz Tatar Tokuz Oguz begleri boduni bu sabimin edgüti eşid katigdi tiñla' Kül Tigin abidesi, güney cephesi 1. satırındaki bu cümle, Tatar adinin Türkçedeki en eski zikirlerindendir. Bilge Kağan’dan işittiğimiz bu ifadeler o tarihte Tatar adlandırılmış boyların, 'bodun'un, kendisine, yani Köktürk devletine tâbi olduğunu bildirmektedir. 1.2. Çinliler ise tarihin pek eski devirlerinden beri, kendilerinden farkli bir medeniyete sahip kuzeyli kavimlerden, yazılı kaynaklarında T'a-t'a veya Da-d'an; Da-Da diye bahsetmişlerdir.1 Hatta XIII. asırdaki bir Çin tarihçisi Min-gun, Türkleri ak tatarlar, Moğolları kara tatarlar ve Mançuları da su tatarları diye adlandırmıştır.2 1.3. Kavim adlarının bir kısmının, komşu halkların adlandırması sonunda yerleştiğini göz önünde tutarsak, Çinlilerin, bilhassa XI. asırdan sonra, kuzey komşularını, toptan tatar diye adlandırması anlaşılır bir şeydir. Tatar ile XI.-XII. asırdan itibaren Moğollardan da bahsedilmesi bu karışıklığın bir devamıdır.3 Aslında Moğollar kendilerini hiç bir zaman Tatarlarla aynı ırktan görmemişlerken, Cengiz devletinde Tatarların veya genel olarak Türklerin mühim mevkilerde bulunması bu eski Tatar-Moğol karışıklığının Arap ve Iran kaynaklarında devam etmesi sonucunu doğurmuştur.4 Eski Kök Türk abidelerinde ve Çin kaynaklarında zikredilen tatar adi ile daha sonra Divanu Lugati't-Türk; Hudud al-Alem vs. gibi eserlerde geçen tatar kavim adinin hangi etniğe işaret ettiği, halen çözülmesi zor bir tarih problemi olarak durmaktadır; fakat her halde, tatar adinin bugün bildiğimiz Tatar kavminin teşekkülünden çok daha eski olduğu aşikârdır. 1.4. Altın Ordu devletinde idareci durumunda olan Moğollar vasıtasıyla ve onların eskiden beri komşuları tarafından Tatar diye adlandırılması dolayısıyla, söz konusu devlet de 'Tatar devleti' diye meşhur olmuştur. Tatar adini Marco Polo'dan beri Türklerle Moğolları müştereken adlandıracakları şekilde tanıyan Bati dünyası, bilhassa Doğu Avrupa’yı da topraklarına katan Altın Ordu devleti dolayısıyla, Osmanlı haricindeki bütün Türk toplulukları için bu adi kullanmaya başlamışlardır. Batıda Türkler hakkında yapılmış çalışmalarda, şarkiyat kitaplarında, Asya’nın geniş bozkırlarında yaşayan bu topluluklar, Türk-Tatar genel adlandırmasıyla zikredilmişlerdir. Altın Ordu ile devamı halinde ortaya çıkmış hanlıkların komşusu olmuş Rusların tarih kaynaklarında ve mesela Osmanlı-Kırım ilişkilerinde de tatar adi kullanılagelmiştir. Rus kaynaklarında, bunun yani sıra, Kazanlı, busurman (Müslüman) adlandırmaları da yaygındır.5 Altın Ordu'nun bakiyesi halindeki halk, komşularınca meşhur olmuş tatar adıyla zikredilirken, kendisi için Müslüman adlandırmasını kullana gelmiştir. Bilhassa muhatap olduğu devletin, Rusya’nın hâkimiyeti, tarihte görülmedik bir din asimilasyonu halinde olunca, Müslüman adinin bir kimlik olarak benimsenmesi anlaşılır bir şeydir. 1.5. Tarihte bu kadar meşhur olmuş tatar adinin çok çeşitli şekilde de etimolojisi yapılmıştır: Ebul-Gazi Bahadır Han, tatar adinin, önceleri bir han adı olduğunu sonra kavim adi haline geldiğini söylemişken, N. M. KARAMZİN gibi bazı tarihçiler, Yakutların tatar adli ongununa dikkat çekmişlerdir. Orta Çağda, Avrupa'da Latince tartar 'cehennem, yer altı hükümdarlığı' sözünün anolojisiyle, hasımları olan Altın Ordu devleti bu şekilde adlandırılmış ve Avrupa’da XIII. asırdan itibaren, eski barbar sözüyle neredeyse eş bir anlam kazanmış ve onun yerini almıştır. Iran ve Osmanlılardaki posta tatarı 'ulak' adının, Tatar kavim adı için kaynak olabileceğini söyleyen BASKAKOV iyi bir tespit yapmış; fakat tarihî gelişme söylediğinin tam aksi yönde olmuştur. Yani tatar ancak bir kavim adi olduktan sonra 'ulak' anlamında kullanılabilirdi. tav + tor > tavtar > tatar 'dağlı kişiler' gibi zorlama etimolojiler de yapılmıştır (A. A. SUHAREV); fonetik imkansızlığının yani sıra, 'dağlı' anlamdaki adın, Avrasya düzlüğünde yaşayan ve dağları az görmüş bir kavme ad olması da zordur. Bugün en çok kabul gören tat-eri ~ tat-er 'yabancı kişi' etimolojisi, bu kavim adinin daha çok komşuları tarafından söz konusu halka verildiği göz önüne alınınca kelime tarihçiliğine de uygun gözükmektedir.6 2. Edebiyatımızı en çok anlamış yazarlardan A. H. TANPINAR 'modern Türk edebiyatı bir medeniyet kriziyle başlar' diyordu.7 Bu hüküm Tatar Türklerinin modern edebiyatı için de doğrudur. İlave olarak, Tatarlar medeniyet krizini belki daha da derin yaşamıştır diyebiliriz; çünkü garp tefekkürü aynı zamanda onların tarihî vatanlarında hâkimiyet kurmuş bir müstevli güç ile temsil ediliyordu. Klasik eğitim sistemi, XIX. asırda, Osmanlılarda olduğu gibi, Kazan'da da bir tenkitten geçiyordu. Usul-i Cedid mekteplerinde, hem doğu hem batı hayatını bilme mesuliyetiyle yetişen kuşak, Tatar cemiyetinin mutaassıp taraflarını, çağdaş medeniyetin akıl gözüyle değerlendirmeye başlamıştı. Böyle başlayan Tatar reformu, 'Osmanlı Tanzimatı' dolayısıyla da iyi bildiğimiz gazete, dergi gibi tesirli matbuat türlerini ve didaktik edebiyatın asil vasıtası olan tiyatroyu günlük hayata sokmuştur. XIX. asrın sonu ile XX. asır başlarında, bilhassa 1905'den sonra, gazete ve dergilerde yazı yazan, binlerce tirajla basılan kitapları kaleme alan yazarlar, bu yeni kültürün nesli, medreselerde ve bazen aynı zamanda Rus mekteplerinde tahsil etmiş ve mükemmelen okuyup yazdığı Osmanlıca, Arapça ve Rusça yoluyla dünyadan haberdar olmuş bu gençler, modern Tatar edebiyatının da kurucuları haline geliyorlardı. Osmanlılarda, önceki asrin sonunda, üzerinde düşünülen 'üç tarz-i siyaset'ten, 1908'den sonraki yıllarda millîlik galip çıkmışken, hemen hemen aynı yıllarda da Kazan merkez olmak üzere bir mahallîlik ve onun neticesiyle de bir millîlik gelişme yoluna girmiştir. Yakin tarihimizin pek meşhur olmuş 'biz Tatar mıyız Türk mü?' sorusu da bu devirde gündeme gelmiştir. Bildiğimiz kadarıyla, bunun gibi bir soru, bir kimlik tayini olarak diğer Türk kavimleri tarafından bu derece ciddiyetle sorulmuş değildir; çünkü onlar bu soruyu muhakeme etmeğe girişmeden evvel, Rus ve sonra Sovyet devleti kendilerine birer kimlik vermeye başlamıştır: Azerilik, Özbeklik, Kazaklık, Kırgızlık vs. İdil-Ural bölgesinde, özellikle edebiyatta ve matbuatta gelişen Türklük-Tatarlık konusunda, Türk adının Avrupa'da ve Rusya'da eskiden beri, daha ziyade Türkiye veya Osmanlı Türkleri için dar manada kullanılmış olması, Kazanlı yazarlara da tesir etmiştir. Osmanlı Tanzimatının yetiştirdiği yeni nesil, Namık Kemal ve Şinasi gibi yazarlar dilin sadeleşmesini, mahallileşmesini şiar edinmiş ve artik asrin sonunda ama özellikle 1908 Meşrutiyetinden sonra 'yeni lisan' hayatımızdaki yerini almaya başlamıştır. Bilindiği gibi Gaspıralı İsmail Bey'in Tercüman’ı da Osmanlı Türkçesini, gazetesinin dili olarak çok geniş bir sahada epey uzun bir müddetle tanıtmış ve İstanbul, o günün Türk dünyasında her bakımdan bir cazibe merkezi olarak yer bulmuştur. Gaspıralı İsmail Bey'in meşhur gazetesiyle yürüttüğü umumî Türkçülük faaliyetinin değeri, ülkemizde bilhassa son yıllarda daha da anlaşılmıştır. Ancak, Türk tarihindeki yeri ve XX. asırda yol açtığı sonuçlar bakımından hiç de daha az değeri olmayan Tatarlık konusu, gereği gibi ve objektif bir tarihçilikle ele alınmış değildir. Türk tarihçiliğinde Cengiz adi etrafında dönen bir Moğol-Türk münakaşasının ise zaman zaman vakanüvis haleti ruhiyesi taşıyan iki mektep yarattığına şahit olunmuştur. Viyana'daki ihaneti unutamayan yerli tarihçiliğimiz, Tatarlık konusuna da daha çok psikolojik faktörlerle yönelmiş gibidir. Hâlbuki Türk adini, gerçekten kullanmağa alıştığımız kapsayışla anlayacaksak, Tatar veya Osmanlı devletlerinin tarihlerini değil, Türklerin tarihini yazacaksak, objektif ölçüler bulmak gereği vardır. İşte biraz bu gereği düşünerek, Tatar Türklerinin meşhur şairi Abdullah TUKAY'I anma toplantısında, onun Tatarlık konusundaki görüşlerini, kendi sözleriyle hatırlamaya çalışacağız. 3. TUKAY, bugün dünyanın pek çok yerine yayılmış halde yaşayan Tatar Türklerinin tugan til (ana dili) şairidir. En meşhur şiirlerinden bazıları Tugan Avil, Tugan Cirime, doğulan köy, memleket, vatan kavramlarının lirizmini taşır; ancak bugün her dört Tatardan üçünün, dedelerinin topraklarından uzakta yaşadığı göz önünde tutulursa, tugan avil'dan, tugan cir'den ayrı kalmış bu insanlar yanlarında sadece tugan tillerini götürmüşlerdir. Ana dilinin şiirini yazan TUKAY bu insanlara böylece millî marş şiirlerini de vermiş gibidir. Tatar Türkçesini bilen her Tatar, ömrü boyunca Tataristan’ı görmemiş bile olsa Tugan Til şiirini ezberden okur demek mübalağa olmayacaktır: Iy tugan til, iy matur til, etkem-enkemniñ tili! Dönyada küp nerse bildim sin tugan til arkili. Iñ elik bu til bilen enkem bişikte köylegen, Annari tönner buyi ebkem hikeyet söylegen.
Iy tugan til ! Her vakitta yardemin birlen siniñ, Kiçkineden añlaşilgan şatligim, kaygim minim., Iy tugan til ! Sinde bulgan iñ elik kilgan doam: Yarlikagil, dip üzim hem etkem-enkemni, Hodam !8 “Ey ana dili, ey güzel dil, babamin-anamin dili ! Dünyada çok şey bildim sen ana dili sayesinde. En önce bu dille anam beşikte ninni söylemiş, Sonra geceler boyu ninem masal söylemiş.
Ey ana dili! Her vakit yardimin ile senin, Küçüklükten anlaşilmiş sevincim, kaygim benim. Ey ana dili ! Sende olmuş en peşin kildigim duam: Esirge, diye, kendimi ve babami-anami, Hüdam !” Epey iyi Arapça öğrenmiş bir medreseli olan TUKAY, dinî taassuba, din adamlarının yozlaşıp neredeyse bir inanç tüccarı haline gelmelerine, şiddetle taarruz ettiği gibi, din dili konusunda da bir hayli modernisttir: Vagizler bizniñ üzimizniñ ana tilimiz ile bizge, dinimizge, dönyamizga kirekli vegazlar söylesinner. Halikniñ tamirlari buyinça kannarin yögirtip, küz yeşlerin çigarip, elle kay cirlerin çimittirip-çimittirip alsinnar. Minberge mingeç, felan makam birle cirlav, tögen köy ile köylev bik zur oyattir.9 “Vaizler bizim kendi ana dilimizle, bize, dinimize, dünyamıza gerekli vaazlar söylesinler. Halkın damarlarından kanlarını koşturup, gözyaşlarını çıkarıp, daha nerelerini çimdiri çimdiri versinler. Minbere çıkınca, falan makamla şarkı söylemek, filan ezgiyle türkü yakmak pek büyük ayıptır.” TUKAY'IN dil konusundaki en belirgin tavrı, Tercüman gazetesini, İsmail Bey'i tenkit ettiği yazılarında ortaya çıkmaktadır: Minim uyimça Tercemanniñ biz tatarlarga galakasi bötinley yuktir. Çönki, evvelen, aniñ tili bizniñ tilimizge bötinley kiri bir Kirim tilidir. Ikinçi, ul hezirgi hörriyet diñgizi taşigan vakitta da haman çernosotenniy (monarşist) meslek totip, hemme byurokratlarniñ, hetta işannar ve mullalarnin heyir-hahidir. (...) Biz monnan yigirmi biş yil borin, ak kümeç bulmaganda, ipiy aşagan hem kiybatli temeki bulmaganda, mahorka çornap tartkan tösli gine Tercemanni ukidik hem ihlas baglandik. Indi bötinley üzgerdik.10 “Benim fikrimce, Tercüman’ın biz Tatarlara alakası hiç yoktur. Çünkü önce, onun dili bizim dilimize tamamen geri bir Kirim dilidir. Sonra, o bugünkü hürriyet denizinin taştığı vakitte de hep monarşist bir yol tutup, bütün bürokratların, hatta işanlar ve mollaların hayırhahıdır. (...) Biz bundan yirmi beş yıl evvel, ak çörek olmadığında ekmek yediğimiz ve kaliteli tütün olmadığında mahorka otu sarıp içtiğimiz gibi Tercüman’ı okuduk ve kalpten bağlandık. Artik tamamen değiştik.” TUKAY halkına millî bir şuur vermek konusunda teşvikçi davrandığı pek çok şiiri yanında, bazı makalelerinde açıkça tahrikçi bir üslup da kullanmıştır. Lögatler adli yazısı bu bakımdan dikkat çekicidir: Kötiphane: Kazan tatarlariniñ farazinça, işsiz kişiler kirip utira torgan bir urin; Medrese: hatinsiz yeşlerniñ kiş uzdiruv öçin ciyilip yata torgan fatirlaridir; Kazan Tatari: gaybet bilen kön uzdiruçi kişi; Tatar kibitçisi: kibitke kirgen bir aluçini sügip çigarirga yallangan kişi; Tatar kizi: birni bilmes dönya kürmes bir mehlük; Tatar hatini: irlerni borçir öçin yaratilgan mehlüktir.11 “Kütüphane: Kazan Tatarlarının fikrince, işsiz kişilerin girip oturup durdukları bir yer; Medrese: Hanımsız gençlerin kişi geçirmek için toplanıp yattıkları evleridir; Kazan Tatarı: dedikodu ile gün geçiren kişi; Tatar esnafı: Dükkâna giren bir müşteriyi söverek çıkarmaya alışmış kişi; Tatar kızı: hiç bir şey bilmez, dünya görmez bir mahlûk; Tatar kadını: erkekleri rahatsız etmek için yaratılmış mahlûktur.” Benzer bir üslubu Min şular Ile Milletçi adli makalesinde de görüyoruz: “1. şakir Hemitev şirpisi (eskiden meşhur kibrit fabrikası) ile gine temeki tartam. 2. Temekiniñ de Gosmanli sigarasi isimlisin mahsus Istanbuldan aldiram. 3. Ismegiyl Gasprinskiy sabini ile bitimni cuvam. 4. şul kişiniñ ük kanfiti ile çey içem.”12 TUKAY'IN Gaspıralı hakkındaki bu sert tutumunda, kendisinin rakip gazetelerde yazı yazmış olmasının, yani bir ticarî rekabet hissinin de payı vardır. TUKAY, Yusuf AKÇURA, Sadri MAKSUDİ gibi Türkiye'ye gitmeye mecbur kalmış kişilere karşı da, belki daha çok, haklarında yürütülen aleyhte kampanya neticesinde, aynı hissî davranışı göstermektedir. Slovardan Fal Açuv adli yazısında şöyle diyor: Slovarni iñ ilik Akçurin Yosif tugrisinda açtim. Törkiyede soldatlik derecesi digen süz kilip çikti. Min ani indi generaldir dip uyliy idim. Farazima muvafik bulmadi. Sonra Ismegil Gasprinskiy hakinda açtim. Hezirde Kirim tatarlari karşinda mekbul ozin ve biyik papaha digen süzge küzim töşti. Bunisina biraz işana töştim. Bulsa bulir şul, zur kişi bit andagi Tatarlarniñ başlarina minip utirgandir didim.13 “Sözlüğü en peşin AKÇURİN Yusuf hakkında açtım. Türkiye'de askerlik derecesi diye bir söz çıktı. Bense onu general diye düşünüyordum. Sandığım gibi olmadı. Sonra İsmail GASPRINSKIY hakkında açtım. Halen Kirim Tatarları indinde makbul, uzun ve yüksek kalpak diye söze gözüm takıldı. Buna biraz inanır oldum. Olsa olur ya, büyük kişi işte, oradaki Tatarların başlarına çıkıp oturmuştur dedim.” Aslında TUKAY'IN nihilist bir yenilikçi olduğunu sanmamak gerekir, pozitivist fikirleriyle Tevfik Fikret'e ne kadar benziyorsa, din ve terbiye konusunda da Mehmed Akif'i o kadar hatırlatan sözleri vardır.14 Yaña Kiraat kitabini hangi maksatlarla yazdigini bakin şöyle anlatiyor: (...)Allahi Tebareke ve Teala şigiri bilen, Bismilladan soñ Mösemmani, yagni Allahi Tealani, balaga tanitu ve soñgi şigir bilen balada Allahi Tealaga karşi möhebbet uyatu maksati; ikinçi Tugan Avil kibi şigir bilen peygamberimizge mehebbet hisi kuzgatu, annan soñ şul tiredegi mekaleler bilen balada ata-anasina mehabbetni köçlendirü.15 “Allahu Tebareke ve Teala şiiri ile Bismillah'tan sonra müsemma’yı, yani Allahu Teala’yı çocuğa tanıtmak ve bu sonuncu şiirle de çocukta Allahu Teala’ya karşı muhabbet uyandırmak maksadı; diğer Tugan AVİL gibi bir şiirle de peygamberimize muhabbet hissi uyandırmak, ondan sonra bu civardaki makalelerle çocukta babasına, anasına muhabbeti güçlendirmek.” TUKAY'IN, eserlerinde, Tatarları bugünkü adına yakın olarak Kazan Tatarı veya İdil Tatarı diye çok geniş bir kütle olarak gördüğü anlaşılıyor: Ul kissalarni 20 million Rusiya mösilmanlari hemmesi ukimasalar da, 10 million Idil buyi tatari bari da ukigan indi, hetta küñilden biklegen.16 “O kıssaları 20 milyon Rusya Müslümanları hepsi okumasalar da, 10 milyon İdil boyu Tatarı hepsi de okumuştur, hatta gönlüne nakşetmiştir.” Şairin dildeki milliyetçi tutumu, Isimnerimiz Hakinda adli çok dikkat çekici makalesinde de gözlenmektedir: (...) bizniñ Timir, Altinbik, Yapançi kibi güzel milliy isimnerimiz urinina şul Selimcan, Galimcan kibi mörekkep, yemsiz, Tatarlar öçin hurlik, eytirge til tilemiy torgan isimnerni tudirgannar. (...) Terbiyemiz de kori, ruhsiz, megnesiz, hiç faydasiz revişte diniy gine bulmiyça, diniy ve milliy terbiye bulsin. Mösilman bulganimiz vakit tatar ikenimizni de onitmiyk.Allahi Teala isimimizni, cisimimizni ve ruhimizni islah eyleye!17 “Bizim Timir, Altinbik, Yapançi gibi güzel millî isimlerimiz yerine şu Selimcan, Galimcan gibi mürekkep, çirkin, Tatarlar için eksiklik, söylemeyi bile dilin dilemediği isimleri doğurmuşlar. Terbiyemiz de kuru, ruhsuz, manasız, hiç faydasız şekilde sadece dinî olmadan, dinî ve millî terbiye olsun. Müslüman olduğumuz vakit Tatar olduğumuzu da unutmayalım. Allahu Teâlâ ismimizi, cismimizi ve ruhumuzu ıslah eylesin!” TUKAY'IN projeleri de hep o çok sevdiği halkına bağlıdır; 4 Mart 1911'de Sait SÜNÇELEY'E yazdığı bir mektupta şöyle der: Nihayi hiyalim tatarça, tatar ruhinda, tatar geroylari bilen dönyaga bir Yevgeniy Onegin çigaruvdir. Alla ni birir. Sin, kuliñnan kilse, tirişip kara. Min doada.18 “Nihaî hayalim, Tatarca, Tatar ruhunda, Tatar kahramanları ile dünyaya bir Yevgeniy Onegin çıkarmaktır. Allah ne verir. Sen, elinden gelse, çalışıp bak. Ben hayır duadayım.” Aynı mektubunda hastalığı sebebiyle hava değişikliği için İdil üstünde yapılacak bir seyahatten ve Istambul'a da bir iki haftalığına gitme niyetinden bahseder; fakat edebiyat tarihimiz için bambaşka bir değere sahip olabilecek bu yolculuk gerçekleşmeden kalmıştır. TUKAY'IN yine Sait SÜNÇELEY'E yazdığı 9 Kasım 1910 tarihli mektubunda Kazan ve Tatar idealinin ne kadar güçlü olduğu fark ediliyor: Min Kazanni tahti pay hem Kazan arti Tatarlarin şuşi könge kader milletin yugaltmagan ve kileçekte de yugaltmayaçak töp halik dip saniym.19 “Ben, Kazan'i baş şehir ve Kazan civarı Tatarlarını da şu güne kadar milletini kaybetmemiş ve gelecekte de kaybetmeyecek esas halk sayıyorum.” TUKAY'IN eserlerinde halk sevgisi ve Tatarlık için daha pek çok örnek bulunabilir; Milliy Moñnar adli şiiriyle bu konudaki sözlerine son vermek istiyoruz: Işittim min kiçe, birev cirliy. Çin bizniñçe matur, milliy köy; Başka kile uylar törli-törli, Elle nindiy zarli, moñli köy.
Özlip-özlip kine eytip bire Tatar küñli niler sizgenin; Miskin bulip torgan öç yöz yilda Tekdir bizni niçik izgenin.
Küpmi mihnet çikken bizniñ halik, Küpmi küz yeşleri tügilgen; Milliy hisler bilen yalkinlanip, Sizlip sizlip çiga küñlinnen.
Heyran bulip cirni tiñlap tordim, Taşlap tüben dönya uylarin; Küz aldimda kürgen tösli buldim Bolgar hem Agiydil buylarin.
Tüzelmedim bardim cirlavçiga Didim: 'Kardeş bu köy nindiy köy?' Cavabinda milletteşim miña: 'Bu köy bula, didi, Ellükiy!'20 “İşittim ben dün, birisi türkü yakıyor. Tam bizimki güzel, millî ezgi; Akla gelir fikirler türlü türlü, Ama nasıl ahuzarli, kederli hava.
Kesik kesik söyleyiveriyor Tatar gönlünün neler sezdiğini; Zavallı olup kaldığı üç yüz yılda Takdirin bizi nasıl ezdiğini.
Az mı mihnet çekmiş bizim halk, Az mı gözyaşları dökülmüş; Millî hisler ile alevlenip Sızıla sızıla çıkar gönlünden.
Hayran olup türküyü dinleyip durdum, Terk edip alçak dünya fikirlerini; Göz önümde görmüş gibi oldum Bulgar ve Ak İdil boylarını.
Duramadım gittim türkücüye Dedim: “Kardeş bu hava hangi hava?” Cevabında millettaşım bana: “Bu hava, dedi, Ellükiy!” 4. Burada söz ettiğimiz Tatarlık hareketinin mensupları, yani ş. Mercanîler, K. Nasırîler, M. Gafurîler, A. Tukaylar, Rusya içinde ve Rus’a rağmen, ilerlemenin tek yolu olarak batı medeniyetine meyletmişlerdir. Emperyalist Avrupa'ya karşı Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarını yapmış Türkiye Türklerinin Avrupa'ya rağmen Avrupalılık tercihlerini, bu Tatarlık hareketiyle daha derinden mukayese etmek gerekmektedir. Bu iki hareketin, Tatarlık ve Türklüğün, bazen Kazan'da ve Türkiye'de, birbirini yok sayan, iki hasım yöneliş gibi değerlendirilmesi ise bizce, tarihimizin en talihsiz hadiselerinden birisidir. Bu iki tür milliyetçiliğin, tarihte aynı zamanlarda gelişmiş olması, eski ve yeni Rus devleti için büyük bir istismar malzemesi de doğurmuş ve Tatarlık, Türk olmamak, Türkleşmemek şeklinde tarif edilmeye başlamıştır. Biz Türk’üz diyen aydınların ülke dışına kaçması, kalanlardan da Sovyet Tatar milleti kavramına karşı çıkanların, otuzlu yılların repressyalari ile temizlenmesi sonunda dar manada ve Türklükle alakasız bir Tatarlık geliştirilmiştir. XX. asırda Sovyet ve Türkiye devletlerinin kendi sınırları içindeki ahaliyi ve kimliklerini yeniden yorumladıkları ve özellikle II. Dünya Savaşından sonra da bu iki kavramın iyice daraltıldığı anlaşılmaktadır. Her şeye rağmen, Türk adinin, ülkemiz halkının yani sıra, diğer Türk halklarını ve Türk kavimlerini ve bu cümleden Tatarlığı da ihtiva edecek şekilde kullanıldığı geniş anlamı halen sürmektedir. Türk adının bu şekildeki geniş kapsayışlı kullanımının, en azından XX. asır boyunca, bu adı gururla tanıtmış olan ülkemizin, Türkiye'nin, her sahadaki kapasitesine ve cazibesine bağlı olarak yayılacağı anlaşılmaktadır. *bk. TUKAY ve Tatarlık: Tukay i duhovnaya kul'tura XX veka (Materiali nauçnoy konferantsii, posvyeşçennoy 110-letiyu so dnya rojdeniye Tukaya) Kazan, 1997, 161–166.s. ** Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi 1 Özkan izgi, Tatar Adı Hakkında: Emel 147, Ankara 1985, 13-14.s.; K.H. Menges, The Turkic Languages and Peoples, Wiesbaden, 1968, 37. s.; Ravil Fahretdinov, Tatar Oglu Tatarım: Türk Dünyası Tarih Dergisi 80. sayı, Ağustos 1993, 47.-60. s. 2 M. Z. Zekiyev, Tatar Halkı Télénéñ Barlikka Kilüvé, Kazan, 1977, 9. s. (N. F. KATANOV'DAN naklen) 3 Tahsin Cemil, Tatar Adı: Renkler (dergi), Kriterion Kaynak : http://www.turkfolkloru.com/index.php?option=com_content&task=view&id=75&Itemid=2 |